
yine güzel bir film...aslında bir çok insanın beğenerek izlediği tabir i caizse best-izlere girmiş olan bir film..daha önce her ne kadar herkes tarafından süper diye nitelense de 2 saat üzerinde olması beni bayağı tedirgin etmişti...ee hafta sonu, zaman bol, eylül' ü bitirmenin verdiği rahatlık, zahide(gurbanın olam) ile bizi reel şeylere itti..
film masum bir adamın hapise düşmesi ve orada yaşanan olaylardan bahsediyor..bi de iki kere ömür boyu yemiş bir adam:)ama güzel olan tim robins in 1 dakikasını bile hapiste zayi etmemiş olmaması. orayı tabiri caizse mekteb- i yusufiyye'ye çevirmiş bir karakter karşımızda duruyor.cidden ben onu kısmen hz.yusuf a benzettim...belki yazar da:)
zaten film bittikten sonra aman allahım, oh my god, oh mon diyö,lebbeyk gibi ...ifadeler beyninizden şimşek hızıyla geçiyor.bu ne süper bişey yaaa.. güzel bir başarı(!) hikayesi..
filmden anladıklarım;
*filmde bence hristiyanlık bayağı eleştiriliyor..çünkü her şeyini sevgi üzerine kuran hristiyanlıkta hz.isanın herkesin günahlarının karşılığı çektiğine inanıldığı için, hristiyanlar herşeyi yapmayı kendilerine mübah görüyorlar...hem de incili ellerinden düşürmeden....
*güzel bir replik: bunu yaptıysan daha fazlasını da yapabilirsin.
*yaşlı adam kendini asmışken,sanki ben kendimi astım ve kendini asmanın dayanılmaz hafifliğini kısmen hissettim.
*en etkilendiğim sahne; pikaptaki müziği son ses açması ve bunu hoparlörle tüm hapishaneye vermesi..
*hulasa:sonu güzel olan her şeylere güzel yollarla gidilmiyor..bu film bu sözün en tipik örneği...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder